Monday, 17 March 2014

Tabanın Şifresini Çözebilmek

Gündemi takip eden herkes gibi ben de olan biteni anlamaya, neden sonuç ilişkilerini kurmaya çaba harcıyorum.
Zira başka türlü yaşanmaz, yaşanabilirse de bu benim bildiğim bir hal değildir.
Ancak gördüm ki oturduğum yerden anlamakta zorlandığım şeyler var.
Bu nedenle ailemin bana öğrettiklerini, okuduklarımı, gördüklerimi bir kenara koyup, bulunduğum köşeyi terkedip, karşı tarafın yerine geçip bir de oradan bakmak istedim.
Ve dedim ki, diyelim ki AKP yi destekleyen bir insanım (Burada ilk etapta, dindar yada muhafazakar demek istemedim çünkü burada konu olan tek bir partinin olaylara bakışıdır).
Diyelim ki AKP'nin bu oniki senelik süreçte en büyük destekçisi olmuşum.
Duble yollarına hayran kalmışım.
Bugüne dek muhafazakarlık adına yapılan açıklamalar beni son derece memnun etmiş (kürtaj, alkol, kadınların giyim kuşamı vs.).
Tüm bunların yanında, bir de bu süre zarfında ekonomide yaşanan gelişmeler beni olumlu yönde etkilemiş (Demekki çiftçi, memur vs değilim inşaatçıyım belki de). Şans bu ya, bu oniki senede gelirim katlanarak çoğalmış, ihya olmuşum.
Yada tam tersi çok fakirim. Ama fakirliğimin nedenini sorgulamıyor bana dayatılan 'AKP giderse fakirleşeceksin' düşüncesine tereddütsüz inanıyorum.
Gezi olayları esnasında izlediğim sınırlı sayıdaki televizyon kanallarından çeşitli vandallıkların yapıldığına kanaat getirmişim. Başbakanımın dik duruşunun da sonuna kadar arkasındayım. İtirazların bu şekilde sokak gösterileriyle, halkın(!) rahatını bozan hareketlerle gündeme getirilmesine de karşıyım.
Bu olaylardan aylar sonra gerçekleşen ''yolsuzluk operasyonu"nun da tıpkı gezi gibi dış güçler tarafından paralel devlet eliyle yapıldığına dair bir şüphem yok.
Yani yandaş medya bana ne sunduysa afiyetle yemişim ve başbakanımla ilgili en ufak bir tereddütüm, yaptıklarının doğruluğuna dair hiç bir şüphem yok.
Bu şekilde bugüne kadar partimin destekçisi, ustanın hayranı olarak gelmişim.
Ve gidip bir AKP mitinginde yerimi almışım.
Bu partinin birçok destekçisinden biriyim ve büyük çoğunluğu gibi de 
"Sonuna kadar müslümanım."
"Sonuna kadar muhafazakarım" diyorum.

Bir tek ama tek bir şey olmalı ki bu aşamada kafamda bir soru işareti yaratsın.
İki acılı ailenin gözyaşları içinde birbirlerinin evlatlarının vefatlarına dair söyledikleri sözler.
Benim başbakanım birine şehit ötekine terörist derken, bu iki genç ölünün babalarının söyledikleri benim müslüman, muhafazakar ruhumda, vicdanımda bir yara açmıyor olması nasıl mümkün olabilir?
Ne diyor olabilirim kendi kendime?
Bu babaların da paralel devlet tarafından mı konuşturulduğuna inanıyorum?
14 yaşında, 269 gün boyunca komada yatan evladının başucunda bekleyişin ardından, oğlunun tabutundan daha hafif bedenini toprağa vermiş gözüyaşlı bir anneye 'YUUUH!' diye bağırırken empati kurmamı, insan olmamı engelleyen ne olabilir?
Bu parti şimdiye kadar doğru işler yaptı ama şuan bu olan bitenleri onaylamıyorum diyebilmeme mani olan, gözlerimi kör eden şey nedir?

Bu noktadan gördüğüm bunun "fanatizm" olduğudur.

TDK fanatizmin karşılığına "Bağnazlık" diyor. Açıklaması ise şu şekildedir: bir kimseye veya bir şeye aşırı düşkünlük ve tutkuyla bağlılık, taassup, bağnazlık. 

Eğer ki tüm bu olaylar yaşanırken ben ufak bir şüphe, bir tereddüt hissetmiyorsam bu tam da Madımak'ta ilk kıvılcımı yakan şeydir. Bunun ne dinle ne vicdanla ne politik görüşle bir ilgisi olabilir.
Bunun içinde bir mantık aramak, bunun bir noktada biteceğini ummak boşunadır.
"Şimdi de şu oldu, bakalım yine AKP ye oy verecekler mi? Miting alanlarını dolduracaklar mı? Hala başbakanı destekleyecekler mi?" diye merak etmek gereksizdir.

Ben şuan bu satırları yazmak için bulunduğum noktadan söyleyebilirim ki, bu çok tehlikeli bir yerdir. 










No comments:

Post a Comment