Tuesday, 8 October 2013

AŞK

- En nihayetinde, ne derler bilirsin, hiç kimse alacaklısını sevmez.

Dik dik bakıyorum yüzüne. 'O benim canım, aşkım herşeyim onu sevmemden onun için fedakarlıklar yapmamdan, ona hayatı daha yaşanılır kılmaya çalışmamdan daha doğal ne olabilir? Alacaklısı değilim ki ben! Karşılık bekleyerek yapmadım hiçbirşeyi.'

Anlamıyorsun der gibi gözlerini yavaşça kapatıp açarak derin bir nefes aldı. Anlayabilmem için daha da basit anlatmanın bir yolunu arıyordu. Eliyle çenesini sıvazladı, 'Bak' dedi 'Sen onun senden yada hatta şöyle izah edeyim, bir insanın başka bir insandan isteyemeyeceği büyüklükte iyilikler yaptın'.

'Evet sevgilisiyim yani sevgiliydik sonuçta, bundan daha doğal ne olabilir ki?' diye bir çırpıda cevap verdim. Telaşlı, endişeli ve sabırsızdım. Neden terkedildiğini bilememek bunların hepsi ve çok daha fazlasıydı.

'Sözümü kesme de dinle' diye hafif sert bir tonda çıkıştı.

Uslu bir çocuk gibi kapattım çenemi. Bana söz verene kadar da sustum.

'Bir erkek bir kadını sevdiğinde, bir kadını hayatına aldığında, ona kol kanat geren, onu koruyan kollayan kişi olmak ister. Rolü budur. Bu rol dışındaki herşey eğreti durur. Bazen güçsüz ol ister, bazen muhtaç bazen narin, zayıf ol ki o seni bu rolüyle tamamlasın.Elbette sen de onu tamamlarsın farklı şekillerde. Ama onun sevgilisi olarak tamamlaman gerekir. Kankası olarak değil mesela yada ona eksiklerini gösteren, paraya sıkışınca para, işi düşünce türlü fedakarlıklarla yardım eden dostu gibi yada kendi derdini içine atıp hep dünyayı onun etrafında döndüren anne rolüyle değil. Yeri gelirse bunu da yaparsın tabi, hayat müşterek ama senin de ona ihtiyaç duyduğun zamanlar olmalı. Sen hep veren kişi olduğunda yani asli görevin bu olduğunda roller değişir'.

Derin bir nefes aldı. Doğru kelimeleri seçmeye özen gösterdiği belliydi. Gözlerimi kısmış söylediği her kelimeyi ve manalarını idrak etmeye çalışıyordum. Aylardır her tanıdığım kişiye anlatıp çözemediğim sorularım onun söyledikleriyle yalınlaşıyor, giderek basite iniyor, basitleştikçe daha da elle tutulur bir hal alıyordu.


'Sen' diyerek devam etti 'Güçlü ve zaten ona hiç ihtiyaç duymayan, herşeyi tamam olandın. Ve o hep sana borçluydu. Diyorum ki kimse alacaklısını sevmez, alacaklılar bize borçlarımızı hatırlatır, borçlarsa bizde eksik olanlardır, yani sen onun eksikliklerinin vücut bulmuş haliydin. Onda ne yoksa sende vardı. Sen güçlüydün o zayıf olandı'.

'Yani' dedim. 'Ona hayatı kolaylaştırayım, mükemmel bir sevgili olayım, hiç başını ağrıtmayayım diye kendimi paralarken aslında yavaş yavaş bana olan sevgisini öldürdüğümü mü söylemeye çalışıyorsun?'.

Başını önüne eğdi.
'Sevgi değil dedi, 'emekle besleyemediğimiz tam tersine öldürdüğümüz şey AŞK tır. '




No comments:

Post a Comment