Monday, 29 July 2013

Ciğerlerimiz Yanıyor!

İlkokuldan itibaren zihnimze kazınan bir sözdür; 'Ormanlar bir ülkenin akciğerleridir'.

Yine yaz geldi ve yine günlerdir haberlerde akciğerlerimizin parça parça yanışını izliyoruz.
Odtü ormanlarında yangın.
Gelibolu'da
Manavgat'ta
Hasan Dağında.
Bitmedi bitmiyor, yaka yaka kurutamadılar şu ormanları bir türlü.

Her orman yangınında TRT nin tek kanal olduğu dönemlerde, ekranda hergün defalarca izlediğimiz orman görüntüsü ve fonda 'tohumlar fidana şarkısını' hatırlarım. Ormanlarına şarkı yazıp sonra da onları rant kapısı olarak görüp acımadan yakan başka bir millet olmasa gerek.
Kafası bir parça çalışan insan için orman yangını, gazetede görülen bir cümlelik başlıktan çok fazlasını ifade eder.
Anlamayan, bir cümlede geçen tek bir kelime yandı zanneder, oysa o tek bir kelime, binlerce hayvan, bitki, aklınıza gelen her tip canlının özellikle de insanın hayatı demektir.
Orman içimize çektiğimiz nefes demektir.
Nefessiz yaşayabilir misiniz?
Üstelik, yananların yerine koyacağınız hiçbirşey kaybettiklerinizi getirmez, yerlerine yeni ağaçlar dikmiş olsanız bile. Orman zaman demektir, tarih demektir. Bir ağaç onlarca yılda gölgesinde serinleyebileceğiniz bir boya gelir.

Kaldı ki zaten yerine neyin konduğunu hiç bilmezsiniz.
Ormanların bizlere ulaşan tek haberi 'yanmaktır'
Yanan ormanlardan geriye kalan simsiyah ağaç cesetleriyle dolu, is kokan alanlara ne olur hiç bilmeyiz.
Her yıl bu ülkede binlerce hektar küllere dönüyor. Yok olduklarına eminiz ama yerlerine ne yapılıyor?
Mesela beş yıldızlı bir tatil köyü reklamında,
Yada size denize sıƒır yazlık bir sitenin gazetelerdeki koca sayfa ilanında , 'Bu binaların yerinde aslında dönümlerce uzanan, yemyeşil bir orman vardı sonra onu yakıp yada yanmasına yok olmasına göz yumup bu alanı site yaptık' diye yazsa, ne hissedersiniz? Gider misiniz oraya?
Nasıl bir reklam olur?
Sanmayın ki utançlarından bu gizlilik. Hiç utanmıyorlar.
Tek amaç, hedef kitleleri olan, doğa aşığı insanları, tabiatın ortasındaki(!) binalara hapsedip aslında o binlerce hektarlık alanlarda daha önce ne olduğunu hatırlatmamak.

Siz açık büfeden, mis gibi kokan yeşillikleri tabağınıza boca  edip, bir minik tropik ağaç altında yerken 'oh ne güzel tabiat!' 'Bayılıyorum bu otelin doğasına' falan diyerek, geceliği bilmem kaç euro bayılıp belkide en büyük çevre katliamcılarının rantlarını semirtiyor, yeni orman yangınlarına ortak oluyorsunuz.

Şehre çok yakın ama doğayla içiçe muhteşem lüks sitelerde, bahçe peyzaj manzarası ortasındaki çocuk parkına çocuğunuzu götürüp o iki parça çimenin üzerinde oynarken, onun şehirdeki diğer çocuklara kıyasla doğayla ne kadar içiçe büyüdüğünü düşünüp, bu evi alarak ne iyi ettik diyorsunuz.

O şehrin, gelecekteki tüm çocuklarının oksijenlerinden çalınanların suçuna ortak olduğunuzun farkında bile değilsiniz.
Çünkü insan hafızası yönetilmeye, deforme edilmeye pek müsait.
Ne siz ne de bir başkası hatırlamıyor yanan ormaların nerelerde olduğunu.
Zaten size tam da neresi yandı söylenmiyor.
Yandıktan sonra yerlerine ne yapıldığı haberini kimse yapmıyor.
Ormanlar yanıyor. Her sene, binlerce hektar küle dönüyor.

Biz onları unutarak gelecek senelerdeki yangınların kibritlerini tutuşturuyoruz.









No comments:

Post a Comment