Monday, 20 May 2013

Patron mu Müdür mü?

Bir cafede oturmuşum, bilgisayarım önümde, bir yandan kahvemi içiyor bir yandan birşeyler okuyor yazıyorum.
Yan masamda yine benim gibi laptopla haşır neşir olan 50'lerinde, İngiliz bir kadın önünde bir tomar toplantı notu, mailler yazıyor bir yandan telefonuna gelen mesajlara cevap veriyor.
Arka masamda bir adam laptop una gömülmüş, konsantre olmuş bir halde birşey okuyor.
Yine bu şekilde laptopla ilgilenen birkaç kişi daha cafedeki geniş masada, kimi kağıt kalem önünde defterler, birşeyler karalıyor.
Başlarında 'patron' yok, 'müdür' yok ama başlarını kaldırmadan çalışıyorlar.
Oldum olası inandığım bir şeydir bu 'patron' suz çalışmak.

Genelde bir Türkler sanırız ki biz patronluk taslamazsak işler yürümez, herkes aylak aylak dolaşır, hiçkimse çalışmaz. Arada 'ayar' vermez isek ortalık çiftliğe döner.

Bu zihniyetle işe sabahın köründe gelir, tüm gün de gözü saatte, kim kaçta gelmiş, ne kadar mola almış, öğle yemeğinden kaçta dönülmüş, kaç kere sigaraya çıkılmış izler durur 'Patron' kişi. Sanır ki masasında oturan herkes çalışıyor. Kimse kıçını kaldırmadan yerinde otursa işler 3-5 katı büyür.

Palavra!

Yerinde oturanlar arasında gözünü ekrandan ayırmadan, yüzünde ciddi bir ifadeyle milliyet galerideki tüm fotografları gezen de var , oyun oynayan da, gazete okuyan da. Sen 'herkes yerinde diye sevin, o ekipden adam gibi iş çıkmaz kaldı ki patron çişe gitti mi ortam iyice çiftlik oluverir.

İnsanların evden de çalışabildiği, ofise gelmenin şart olmadığı şirketlerde sorumluluk duygusuyla işlerini aksatmamayı öğrenir insanlar. Daha verimli çalışırlar. Askeri düzen kurumsallıkla bağdaşmaz tam tersi 'patron şirketi' yapısı sakız gibi yapışır, en üst düzey yöneticilerde bile işi sahiplenme olmaz.

Her iki şekilde çalışan yeri de gördüm. Her gece 11 de ofisi terkedip sabah 9 da masamda olurken 10 dk lık moladan döndüğümde bana göstere göstere saatine bakan bir Genel Müdür Yardımcısı ile yollarımı ayırmak için yeni iş bulmayı beklememiştim.

''Zihniyet''
Size fabrikada çalışan bant işçisiymiş gibi de hissettirebilir, o firmanın sahibiymiş gibi de.
Size güven de verebilir , sanki çişe sık sık gidip işten kaytarmak için çok su içiyormuş suçluluk duygusunu da..
İşinizi takdir etmez masanızda oturmanızın yeterli olduğunu hissettirir.
Hiç yerinden kalmadan tüm gün gazete okuyan arkadaşınızı ofisin en başarılı çalışanı gibi takdir edildikçe işlerinizi çabuk ve düzgün yapmanın önemini yavaş yavaş unutturur.

İnsanlardan maksimum verimi almanın yolu onlara sorumluluk vermek ve işi zamanında yapmasını beklemektir. Sürekli denetleniyor olma hissi kimseye iyi gelmez.

Bir arkadaşım benimle aynı firmada ama çok farklı zihniyetteki bir müdür ile çalışıyordu. İşe gelmediği yada geç geldiği zaman onu aramayan, haber vermesini istemeyen bir müdürü vardı. İşler aksamadığı sürece sorun olmayacağını söylemişti. Departmanlarında 25 yıldır orada olan çalışanlar vardı. Benim çalıştığım bölümde ise ortalama çalışma süresi 2 seneyi geçmiyordu.


bilmem bu size birşey anlatabildi mi...







No comments:

Post a Comment