Monday, 13 May 2013

Kızabilirsin, Delirebilirsin Ama Susmak Zorundasın

Özetle kundaktan itibaren öğretilen budur.
Terbiye budur, 'adam olmak' budur, eğitim budur.


İlkokul 1. sınıftayım.
O yaşlarımda okuldaki zamanlarımı hatırladığımda sanki eskiden dilsizmişim gibi gelir, anılarım sadece görüntülerden ibaret. Hiç sesim, kelimem yok.
Bir gün okuldayız yine, aşı olunacak, herkes sol kolunu sıvasın sıraya girsin dediler.
Sınıfta tek sıra olduk.
Aşıdan korkmuyorum. Hiç korkmadım. Neden bilmem. İğne olmakla ilgili de sorunum olmamıştır hiç kan vermekle de. Belki de evde hiç iğneyle korkutulmadığım içindir, ama İmsak vakti okunan ezan çok uzun süre korkutmuştur beni. Yetişkin olduğumda öğrendim ki , meğer çocukken, geceleri uyumadığım zaman annem bana 'bak hoca sana sesleniyor, uyumuyorsun diye kızıyor' dermiş.
33 yaşındayım hala imsak vakti okunan ezanın sesi içimde bir garip tedirginlik yaratır. Ramazanda sahur vaktinde ezanı duymadan uyurum.

Her neyse aşı için sıraya girdim, tam sol kolumu açacaktım ki 'solak' olduğum aklıma geldi.
Annem sağ kolumdan aşı olmam gerektiğini tembihlemişti hep.
Dilim yoktu, konuşamıyordum. Nasıl anlatacaktım derdimi. Kan yanaklarıma hücum etti.
Sıranın en sonuna geçtim düşünmeye başladım.
Sağ kolumu sıvadım. Ve niçin böyle yaptığımı tahmin etmeleri için dua etmeye başladım.

Sıra bana geldi. Öğretmen hem sağını solunu bilmiyorsun hem de sıranın en sonuna geçmişsin, korkuyorsun demekki gibilerinden birşeyler söyledi.
Sol kolum sıvandı.
Oradan aşı oldum.


O yaşlarımda dilsizmişim gibi hissetmemin en büyük nedenlerinden biridir bu anı. Niçin ben solağım diyemedim? Ailede öğretilen birşey değildi susmak, ama konuşacak cesareti kazanmam itiraz etmeyi öğrenmem, hakkımın peşine düşecek gücü kendimde bulmam bundan çok seneler sonra oldu. Çocuk denen varlığa konuşmayı öğrenmek değildir marifet, hakkını aramayı, kendini savunmayı öğretmektir. Papağan gibi konuşup bir derdi olduğunda ölüm sessizliğine bürünmemesini sağlamaktır. Sağlıklı bireyler böyle yetişir. Siz siz olun, sus bana cevap vermelerle büyütmeyin evladınızı ve ona susmayı öğreten eğitimcilerden de uzak tutun. En sadık arkadaşı annesi-babası olan, onlara herşeyini anlatan, büyüklerinden korkmayan ama saygı duyan çocuklar yetiştirin.

Gelin görünki biz o sessiz çocuklardık, büyüdük birer yetişkin olduk, şimdi de değerlerimize tecavüz edilirken, tarihimiz hallaç pamuğu gibi atılıp evrim geçirirken, doğru bildiklerimiz yerin dibine sokulurken, bizler susuyoruz. Facebooktan twitterdan attığımız 'sessiz çığlıklar' la konuştuğumuzu sanıyoruz, aslında tek yaptığımız sağ kolumuzu sıvamak ve biz konuşmadan bizi anlasınlar diye uğraşmak.

Konuşmayı başaranlarımızın ise konuşmayanlardan dayak yedikleri bir maymun kafesindeyiz işte. Hikaye malum. Muza uzanan bir maymun olunca tüm maymunların üzerine su sıkılır  ve kafese yeni gelen maymun muza uzanınca dayak yer, gün gelir su ile ıslatılan tüm maymunlar kafesten alınır ama muza uzanınca dayak atmak artık şartlanmayla gelen bir refleks olmuştur. İşte şimdi tek sorun yavru maymunlara da susmayı mı öğreteceğiz yoksa dayak yemek pahasına ve inadına konuşmayı mı?

Tüm mesele bu...









No comments:

Post a Comment