Monday, 1 April 2013

Alış-Veriş'in Püf Noktaları

Bakıyorum da bu aralar dergilerden çalıp çırpıp 'şu kombineler moda', 'filanca markanın yeni sezonuna bayıldım!' diyen ''stil danışmanı'' olmuş. Alış veriş için 'bu sezonu onu bunu şunu alın' diyorlar. Biz de ağzımız açık bakıyoruz. Üstüne birkaç tane yabancı ünlü fotosu da koydu mu al sana moda bloğu.

Ha bir de mesela 'sarı' diyor, ceketten ojeye sarı bir sürü çul çaput sıralıyor sen de 'aaa bana bunları beleş verseler almam ama oysa ne kadar güzelmiş diyorsun' koşa koşa gidip limon sarısı bir çanta alıyorsun. Sonra kombin yapacağım diye uğraş dur. Sarıya uyan pek birşeyin yoksa vay haline üstüne birkaç parça daha almak gerekiyor, hoop sezon bitti aynı film baştan bu sefer yeni sezon.

Ben öyle 'kombin'e inanmam. Benim için kombin dolabımda şans eseri birbirine uyan şeylerin toplamıdır. Sokaklarda kombin yapıcam diye uğraşmam, alış veriş benim için çok beğendiğim birşeyi olduğundan ucuza alınca güzeldir. Kafamda herşeye bir değer biçerim. Pazarda cimri olur 10 liralık şeye 'ay ne pahalı' der almam mesela. Bir çantanın maksimum fiyatı yoktur kafamda çünkü çantaların 'evladiyelik' şeyler olması gerektiğine inanırım. Ama sırf marka diye bir penyeye tonlarca para bayılanın aklına şaşarım. Ayakkabı benim için bambaşkadır. Onun fiyatı pahalı olanını değil orjinal olanını seçerim. Ve son olarak 'mont' dediğin şey kesinlikle 'ısıtmalı'dır.

Benim için alış veriş bir 'takıntı' dır. Günün herhangi bir saatinde 'alış veriş yapmam' gerektiği takıntısı kendini gösterirse iki elim kanda da olsa çıkıp birşeyler almam gerekir. Bu kimi zaman evin oradaki eczaneden bir oje almak olabilir kimi zamansa kendimi 'muhakkak öyle birşeye ihtiyacım var' diye inandırdığım herhangi birşey olabilir. Onu almadan rahat etmem ama hiç böyle bir takıntım yoksa da çıkıp birşey alamam. Yani alışveriş benim için sanki bir kriz gibidir. Geldiğinde 'o şeyi' almam gerekir ama krizde değilsem boş boş saatlerce gezeyim birşey alamam. Bazen sadece bir moda dergisinin sayfalarına bakmak alış veriş krizimi yenmeme yetebilir. Ve doğruyu söylemek gerekirse, dünyanın bu tarafında dergiler aynı Türkiye'dekiler gibi ama 'moda' kesinlikle sokağa çıkan herkesin uyması gereken akımlarla çalkalanmıyor. Değil giysilerinize, saçınızı bile taramadan evden çıksanız dönüp bakmıyorlar -denedim biliyorum-. Ayrıca sabahlıkla markete gidip alış veriş yapabilirsiniz, yine pek kimse dönüp bakmaz -gördüm biliyorum-.

Eğer içten içe yenmeniz gereken bir 'alış-veriş' hastalığınız olduğunu düşünüyorsanız, kredi kartı borçlarınız boyunuzu aştıysa size bir tüyo; illa birşeyler almanız gerektiğini düşündüğünüz anlarda bir 'mahalle tuhafiyesine' gidin. Hani şu vitrinine  kafanız kadar sütyenler, paçalı donlar asılı, birkaç tane bacağa giydirilmiş desenli çoraplar olanlardan birine girin ve takı toka, çorap saçma sapan birşeyler alın. Çoğunda kredi kartın geçmez geçse de taksit olmaz! 20 lira harcasanız eliniz kolunuz dolu ve krizinizi yenmiş halde çıkarsınız. Benden söylemesi.



No comments:

Post a Comment