Sunday, 24 March 2013

Merhaba Gözümün Kenarındaki Çizgi!



Eskinden, biri '35 yaşındayım' diyince vay be yolun yarısı diyordum, artık genç değil o bir yetişkin, olgun, karakteri oturmuş, aklı başında falan filan.

33 yaşımda kendimde bunları görüyorum dersem yalan olur. Arkadaşlarımın çocukları teyze değil abla desinler diye çabalıyorum, olgunlaşmadım ki ben!

Kendimde görebildiğim tek değişim; yüzümdeki çizgiler.

Hayır bende 'bilgelik' yada 'görmüş geçirmişlik' hissi uyandırmıyorlar,
Ve hayır sevmiyorum onları, öyle çok da bir mana yüklemiyorum. Yani her bir çizgide çok değerli hayat tecrübeleri saklamıyorum.

Botox yaptırmam belki -yani şimdilik, önümüzdeki birkaç ay!-  ama kırışıklıklarıma bayılmıyorum.  Sadece onların orada sinsi sinsi konumlanıp sonra birgün aniden kendilerini farkettirmelerinin, yani Tanrı'nın bize, böyle bir 'yaşlanma süreci' vermesinin tek bir nedeni olduğunu düşünüyorum;
Bu, Tanrı'nın, 'zamanı 20 li yaşlarınızdaki gibi hor kullanmayın, bakın yaşlanmaya başladınız' deme şekli.

Aynaya her baktığımızda saklamaya çalıştığımız kırışıklıklar bize bunu hatırlatmalı. Kırışıklıklardan oluşan bir el yazısı ile 'şimdi zamanı iyi kullanman gereken bir yaştasın' yazıyor. Evet zamanın çok daha kıymetli hale geldiği süreç başladı. Yapmak istediklerini yapmak için son 100 metredesin!

Evet belki ruhum hala çok genç ama bildiğim birşey var, artık 'hadi!' demem gereken yaştayım. 'Hadi artık birşeyler yap'

Yaşıtım olan birçok arkadaşım bunu 'haydi bebek yap!' olarak algıladı. Sanırım haklılar çünkü 'plaza sakinleri' olarak, fabrikadaki dönen çarklılardan yada kayan bantta sürekli inip kalkan makinalardan bir farkımız, hayata bir katkımız yok.

Çok mu acımasız oldu?
Peki yaptığı power point sunum olmazsa tüm dünyada bir avuç kalmış kuş türlerinin yok olacağını düşünen var mi?
Yada bugün bir SQL kodu daha yazmazsa milyarlarca insanın açlıktan öleceğini sanan?
Veya, sabahki toplantıya girmezse uzaylılar tarafından yapılacak istilanın önune geçilemeyeceğine inanan?

Kabul edin, yarın ve öteki sabahlar servislere doluşup yada trafikte arabanızın içinde hırpalanmış halde, plazanın kapısından karıncalar misali akın akın giren uykulu tayfaya katılmazsanız dünyada değişen hiçbirşey olmayacak. Dolayısıyla, son bir ümitle, bir bebek pırtlatıp onun dünyayı kurtarmasını, hiç olmadı süper işler yapan bir doktor yada bir bilim adamı olmasını umuyorsunuz. Dünyaya geliş amacımız bir plazada oksijen alıp power point sunum veren bir tür 'canlı' olmak olamayacağına göre kesinlikle bir dahiyi doğurmak için buradayızdır!

Sonuç olarak göz kenarındaki çizgilere ek olarak, tüm gece emzirip uykusuz kalmaktan dolayı birbirini kovalayan göz halkalarımız olacak, tabiki artık 'dünyaya geliş amacımızı' düşünecek pek de vakit bulamayacağız ve aslında bir süre bizi oyalayacak bir 'görevimiz' olacak: süt vermek.


Tüm bu söylediklerim anne olmak ile ilgili negatif düşüncelerim varmış izlenimi yaratmasın lütfen, ama herşeyin öncesinde göz kenarımdaki çizgilerimle barışmak ve bu dünyada kalan son 100 metremde bir işe yaramak için anne olmak fikrine tamamen karşıyım.

O yüzden başka birşeyler bulmalıyız ya bir 'amaç' yada bizi hala 20 yaşında gösterecek 'botox!'









No comments:

Post a Comment