Monday, 18 February 2013

Dost Dost Diye Nice Sineğe Sarıldım





Birilerine emek verip de sonradan aslında kullanılmış olduğunuzu farkettiğiniz oldu mu hiç?
Bana çok oldu.
Hem de öyle çok oldu ki artık birisi için elimden geleni yaptığımda bakalım "ne zaman kazık yiyeceğim" der oldum. Keşke karafatmayla kalsaydım demişimdir kendi kendime. Sinekler uçtu gitti.

Bir arkadaşım bana 'sen insanlar icin çok fedakarlık yapıp onların da sana aynı şekilde davranmalarını bekliyorsun, insanlardan bu kadar çok şey bekleme demişti'.

Haklıydı.

Ama o bunu söyleyeli 5 sene oldu ve ne ben değiştim ne de karşımdakiler.  Evet çok güzel arkadaşlıklarım da var hala da devam ediyorlar ama hayal kırıklıklarım da bir o kadar çok.
Emek verip de birgün bakalım daha fazla böyle devam etmezsem ne olur dediğimde bittiğini görüyorum. Arkadaşlık dediğim şey aslında benim çabamla yürüyen kusurlu bir ilişkiymiş.

Hemen ardından gelen kullanılmışlık hissiyle başa çıkmaya çalışırken gördüğün şey ise çok enteresan, aynı senin gibi hayalkırıklığı yaşayan başka insanları buluyorsun çevrende. Evet bize de aynısı oldu dediklerinde kendini suçlamaktan vazgeçiyorsun. Ama bir korku kalıyor içinde, yeni birisiyle tanıştığında seni tedirgin ediyor bu korku, hem kendini korumak istiyorsun hem de kendin gibi olmak. Bir parçan güvenme derken biri 'dost' olsun istiyor. Ne sen olabiliyorsun ne de bir başkası. 2 ileri 1 geri giderek tanımaya çalışıyorsun karşındakini oysa hep en güvendiğin artık kuşku duymadığında anlıyorsun olanı biteni.

Keşke bir  'samimiyetölçer' icat etseler.
Tanışıp, 'vay çok kafaymış' dediklerimize tutsak. Bir ölçsek.
Emek vereceksek doğru insanlara versek ve kendimizi kullanılmış hissetmesek.

Geçen gün bir arkadaşım 'az dostum olsun, 1 tane olsun ama dost olsun, bu bana yetiyor. Kalanı beni sevmese de olur' dedi.
Benim gibi 'herkes beni sevsin' mottosuyla yaşayanların burnunu boktan kurtarmak için böyle düşünmeyi öğrenmesi gerekiyor, belki de ihtiyacımız olan sadece budur...



No comments:

Post a Comment