Wednesday, 13 February 2013

Çaresizlik



Kelime anlamı yetmiyor tarif etmeye, bu akşam herzamankinden çok daha koyu, çok daha kıvamlı, yapış yapış bir çaresizlik var üzerimde. Evin hangi odasına gitsem peşimden geliyor, uykulara kaçmak istesem kolu yapışıp çekip alıyor, bitkin bırakıyor, hırpalıyor, bir paramparça ediyor bir hiçbir yere sığmaz hale getiriyor beni.

Ayrılıktan beteri olmaz derken, kendimi acı çekiyor sanarken en dipteymişim gibi gelirken şimdi kendimi ölüp ölüp dirilirken buluyorum.

Yapış yapış, pislik bir çaresizlik bu vücudumun her zerresinde hissettiğim.

Ne yapsam iyi gelir?
Bilmiyorum.
Kimse yardım edemiyor. Ofiste masamda oturmuş boş boş ekrana bakarken birden bire gözlerimden yaşlar süzülüyor.
Eve geliyorum. Sessizlik karşılıyor beni. Duvarlardan onun sesini duyuyorum 'Aşkım!Bira içer miyiz?' yada 'Aşkıııım! Gözlüklerimi gördün mü?' sesleniyor bana. Gözlerim yine doldu, Allah kahretsin, yani şimdi bir başkasına mı aşkım diyor? Henüz evimin duvarlarından sesi bile silinmemişken? Kahve içtiği kupası bile masada, terlikleri kapının yanında onun gelmesini bekliyorlarken. Nasıl olur? İnanamıyorum. İnanırsam canım daha çok yanacak biliyorum.

Mutfağa gidip bir şişe bira alıyorum. Hava sıcak, yapış yapış. Buz gibi birayı dikiyorum kafama. Sıcacık yaşlar yanaklarımı yakıyor. Sahi eve ne zaman bira aldım kı ben? Ne zaman evde tek başıma içer oldum? Kendimi bitirme çabalarımdan birisi bu da işte...

Telefonum çalıyor.
Sağolsunlar, dostlarım, akılları hep bende. Sanki ağır hastaymışım gibi arıyor halimi soruyorlar sürekli. Yine ağlıyorum, ateşim 40, gözyaşım bin, kederim koskocamaan bir dünya olmuş, içine girmiş yaşıyorum. Geçmeyen bir hastalık benimkisi. Bir gün idare ederken bir gün kötü bir gün berbatım.

Birkaç gece önce, ben geri döner diye ümit ederken, böyle bir dosttan gelen telefonla öğrendim hayatına yeni birinin girdiğini. Son ümit kırıntılarım da toz oldu. Boğazımda hiç geçmeyen bir yumru. Sanki hayat boyu o yumru ile yaşayacağım. Yutkunduça ağrıyor, ağrıdıkça ağlıyorum.

Telefon sustu. O aramadıkça umurumda değilki telefon çalmış çalmamış.
Kalkıyorum. Biramın son yudumunu içip ayakkabılarımı giyiyorum.
Sokağa atıyorum kendimi.
En iyisi yürümek.
Onunla birlikte yürüdüğüm yollarda, parklarda dolaşacağım. Gözümün önünde hayaliyle, her köşedeki hatıralarımızı tekrar izleyerek yürüyeceğim. Kulağımda bizi anlatan şarkılar, anılar yolculuğuna çıkacak, her yüzde onu arayacak, her köşe başından onun çıkmasını umud edecek sonra dönüş yolunda onu evimin önünde bulmayı hayal ederek adımlarımı daha da sıklaştıracak sonra evin önünde onu göremeyince, yine  göğsümü mesken edinen, bana nefes aldırmayan o ağırlıkla gireceğim kapıdan

Sonra bir bira, kesmeyecek bir şişe şarabın koynunda dalacağı uykulara...


No comments:

Post a Comment