Sunday, 6 January 2013

Kürt Bakkal

80'li yıllar, İstanbuldayız.
Sadece açık adres yazarken değil günlük yaşamda da 'mahalle' diye içi dolu bir kavram var o zamanlar. Bahçede oynayan çocuklar, camdan cama sohbet eden ev hanımları, hayat dolu sokaklar. Araba gürültüsünden çok insan seslerinin hakim olduğu caddeler, fonda tüpçüler, sütçüler, simitçiler, eskicilerin sesleri. Şimdi düşününce sanki bir tiyatro sahnesi gibiymiş yaşadığımız yerler. Herkesin bir rolü var, herkes sahnede.

Benim rolüm o zamanlar 'çocuk olmak'. Okuldan arta kalan zamanda sokaklardayız, saklambaç, top, lastik, misket, seksek, canımız ne isterse onu oynuyoruz. Sokakların adı yok da Yasinlerin orası, aşağı mahalle, yukarı mahalle, okulun orası diye lakapları var. Dükkanların da öyle. Mahallede bir tane pastahane var onun adı pastacı. Market yok, bakkal var ama birden fazla, karışmasın diye birine 'Haydar bakkal' diyoruz çünkü orada hep Haydar amca duruyor, diğerinde duranlar birkaç kardeşler, biri yoksa diğeri duruyor, ona 'kürt bakkal' diyoruz. O zamanlar kürt diyorsunuz, garip gelmiyor tepki çekmiyor, ne ayrımcı oluyorsunuz ne de hakaret ediyor gibi muamele görüyorsunuz. Komşumuza Lazlar, hacca giden amcaya, Hacı Amca, Avukat olan komşunun oğluna, avukatın oğlu dememizden bir farkı yok. Ne kürt olduklari için gidiyoruz o bakkala ne de tercih etmemezlik ediyoruz. Yakında olan bakkal o diye ona gidiyoruz ama onda gofret kalmazsa 'Haydar' a koşuyoruz.

Şimdi bunları niçin anlatıyorum?
Unuttuklarını sanki hiç varolmamış gibi sayanlar okusun diye. Hergün gazete köşelerinde kürt sorununun çözümünü anlatan bilirkişileri okumaktan sıkıldım, bunaldım. Sanki çözüm halkın elinde de mesele onları ikna etmekmiş gibi. Bizim çıkartmadığımız, ama en çok hatta sadece bizim canımızı  yakan bu sorunun varolmadığı zamanlarda nasılsak, biz hala öyleyiz. Sadece çok üzüldük, çok yıprandık. Ama mesele şu ki hiçbir zaman çözümün bir parçası olmadık, oldurulmadık. Zamanında, şimdi çözüm için ahkam kesen köşelerden çıkan kelimelerle, aynı gazetelerde okuduğumuz haberlerle bölündük, hafızamızı yitirdik, kin ve nefretle doldurulduk. Ama gerçekte hiç değişmedik. Şimdi yıllarca üstüne heryeni gün bir tuğla koyarak büyüttükleri nefreti sakinleştirmeye çalışıyorlar. Sanki bu sorun ezelden beri varolmuş gibi...

Oysa halkı bir rahat bıraksalar herşey doğal dengesine kavuşacak ama nedense bu da birçok kesimin işine pek gelmiyor. Deliler diye bir tiyatro vardı bilmem hatırlar mısınız , Zeki Alasya- Metin Akpınar'ın oynadığı. Oradaki bir replik geldi aklıma; böl-topla-çarp-çıkar! Galiba bizim başımıza da gelen tam anlamıyla bu...

No comments:

Post a Comment