Saturday, 5 January 2013

Dizi Dizi İnciyiz Uyutmakta Birinciyiz!

Evet, gün bitip de eve gelip zihnimizi dinlendirmek(!)  istediğimizde dizilere sarılıyoruz.

TRT nin tek kanal olduğu dönemlerde 'aile dizi' leriyle birlikte kendimizi izlemeye başlamıştık ekranda. Perihan Abla bizdendi mesela. Kapı komşumuzdu. Ardından kanallar çoğaldı ama yine bize benzeyenler vardı ekranda; Bizimkiler, Süper Baba, Kaygısızlar gibi sokak dizileriyle hem güldük hem ağladık hem de yine kendimizi izlemeye devam ettik. Bir yandan da ithal diziler girdi hayatımıza, başta Dallas sonraları Mavi Ay, Cosby Ailesi derken onları da bağrımıza bastık ardından Amerikan dizilerinde bir fabrikasyon dönem başladı, birbirinin aynı konular tekrarlanır oldu, seri katiller, osuruktan dna çıkaran polisler, sürekli birbirini ti'ye alan aile üyelerini anlatan 'sitcom'larla ufkumuz genişledi(!). Unutmadan, bir de Brezilya yapımları sayesinde, saçma sapan entrikalarıyla bitmek bilmeyen sakız gibi uzayan dizi neymiş onu gördük, ne kadar saçma da olsa mantığımızın sesini susturduk. İzledikçe daha da kapıldık.

Sonra ne olduysa oldu hepsinin karması olan Türk dizileri yapılmaya başlandı. Yine ekranda, kendimizi gördüğümüz ve hiç de fantastik olmayan karakterler vardı ama olaylar pek normal değildi. Yaşanılan hayatlar, replikler, bakışlar doğallıktan çok uzaktı, Brezilya dizilerindeki entrikalar masum kaldı bu dizilerdeki ali cengiz oyunlarının yanında ama en az onlar kadar uzun sürdü bu diziler. Sonunda hepsinin karışımı bu aslında bize hiç de benzemeyen hayatları hiçbir mantık yürütmeden izlemeyi öğrendik.

İzleyiciye sabah akşam demeden özetlerle tekrarlarla her bölümü en az 2 saatlik paketlerde sunulan bu diziler sayesinde, gözü açık ekrana bakarak uyuma konusunda, 7'den 70 e pek başarılıyız artık. Bazen bilindik bir hikaye bazen ünlü bir roman bazen de Amerikan dizilerin taklidi olan yapımlar,  birkaç bölümü kaliteli başlayıp ilerledikçe laçkalaşan konularıyla gitgide daha derin uykulara daldırıyorlar bizi. O diziler ki artık politik tartışmalardan, açık oturumlardan, haberlerden çok daha sık gündemi meşgul eder oldu. Geldiğimiz noktada TV karşısında doyumsuz bir şekilde oturup önümüze atılacak kalitesiz yapımları iştahla bekleyen dizi obezi insanlar haline geldik. Zaten evimizin hep baş köşesine koyduğumuz televizyon denen 'aptal kutusu' tek aktivite aracımız oldu.

Öte yandan kitapçılarda dağ gibi yığılı binlerce kitaba bakıp, kendi kendime, bunları kim okuyor diyorum. Kitap okuyacak zaman yokki! Hem bir kitabın filmi/dizisi yapılmaya başlanınca 'kitabını okumam, filmi/dizisi çıksın izlerim' diyorlar. Neyi neyle ikame ediyoruz?


Bazen bir sabah uyandığımızı ve bütün televizyonların aynı anda bozulduklarını hayal ediyorum. Keşfedecek ne çok şeyimiz olurdu bir anda...Ama sanırım o zaman mutsuzluğumuzun da farkına varırdık milletçe. Sorular sormaya başlardık. Düşünen insanlardan oluşan bir toplumu yönetmek kolay mı? Farkındalığı ve algıları açık, sorunlarına çözüm bekleyen, okuyan, sorgulayan, cevaplara aç bir toplum düşünün.

 ben sadece hayal ediyorum...







No comments:

Post a Comment