Monday, 24 December 2012

Rakı - Balık

Gurbette yaşayanlar bilirler, bu 'ecnebi' memleketlerinde en zor bulunan şeylerden birisidir 'Türk usulü balık'. Eti, döneri kebabı çok bulursun da niyeyse bizimkiler gibi balık yapan pek olmaz.  Belki de aslında gerçekten bize özgü bir tarz olduğu için böyle bilemiyorum. İngilizler de balık konusunda pek az çeşide sahipler, hem balığın kendisi hem de yeme biçimi olarak.

Herneyse Londra' ya yerleşeli 6 ay olmuştu ki tesadüfen birilerinden duyduk bu güzel mekanı, ismi Sarıyer Balıkçısı. Ne yalan söyleyeyim giderken beklentim çok alt düzeydeydi. Birkaç çeşit balık ve birkaç da meze olur diyordum , hele ortamın bizim 'salaş' balıkçılar gibi olacağını hiç tahmin etmiyordum. İçeri girer girmez bizi tavana asılı balık ağları ve güler yüzlü insanlar karşıladı. Fonda da Zeki Müren'i duyunca kendimizden geçtik. Ben menüde hamsiyi görünce kısa süreli bir baygınlık geçirdim. Sonra acılı şalgamla ayılttılar beni!

Bu olayın üzerinden aylar geçti, oraya onlarca defa gittik ama hala her gidişimde Londra'da böyle bir balık lokantası olduğuna şaşırıyorum. Üstelik iddia ediyorumki İstanbul'da böyle sıcak böyle dostane karşılanacağınız bir balık lokantası yok. Çeşit çeşit balıkları, mezeleri , ikramlarıyla size 'yolunacak tavuk' gözüyle bakmayan bir balık restaurantı!  Hele mutfaktaki tatlı telaşları bana bazen sanki bir dizi setindeymiş izlenimi veriyor. 

En son 2 gün önce gittik Sarıyer Balıkçısına, perşembe, cuma ve cumartesileri alt katta fasıl varmış, daha önce denk gelmemişti. Yerimiz üst kattaydı - ha bu arada bakmayın alt kat üst kat dediğime mekan öyle kocaman değil bir evin iki göz odası gibi- . Biz tatlı faslına geçmiştikki aşağıdan müzik sesi gelmeye başladı. Londra'da fasıl görmemişiz tabi merak ettik indik aşağıya, birkaç masa doluydu. Bir ud, bir darbuka bir de bağlamadan oluşan 3 kişilik mini orkestrayı dinlemek için köşedeki bir masaya oturduk. Hem sesleri güzel hem de ortam hoş olunca ölye birkaç dakikada kalkamadık masadan, bir baktık ki bize birer kadeh rakı daha getirmişler! Ardından bizi karşılayan mekan sahibi bir mandalina soydu getirdi önümüze koydu. Gülümsedim . Sanki bir yakınımın mekanıydı yada misafirliğe gelmişiz gibi hissettim. Herkes bir ağızdan şarkılara eşlik etti. Bizden sonra merakla aşağıya inen tek İngiliz çift   ise sözlerini anlamadıkları şarkılara eşlik eden bir avuç Türkün fasıl keyfinden etkilenmiş olmalılarki biz kalkarken hala oradalardı.


Sonra kendi kendime düşündüm. Çoğu zaman hesabı istediğimizde ne çıkacağını bilmediğimiz, doğru düzgün şekilde fiyat gösteren bir menüsü olmayan ve size en kazık balıkları önerip,  hesap geçirmekte sınır tanımayan balık lokantaları geldi aklıma...Bana onları unutturacak balık lokantasını Londra'da bulacağımı kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.

No comments:

Post a Comment