Monday, 12 November 2012

Karanlık Pencerenin Hikayesi

http://www.youtube.com/watch?v=dNYBiuiHDQ0

Kimbilir kaçıncı keredir geçiyorum evinin önünden belki karşılaşırız diye.

Aynı mahallede oturuyorlardı kızla.  Ne kadardır aşıktı ona? 6 ay? 8? Sadece evinin penceresinden gözetlediği karşı camdaki  kıza neredeyse bir senedir aşıktı. Salonunda oturup kumanda bir elinde çekirdek yemesine, her salı en sevdiği diziyi yerinden kalkmadan izlemesine, evin içinde odaları turlayarak telefon konuşmasına, birkaç dakikada hazırladığı basit yemekleri bir tepsiye koyup ders çalışırken bir yandan yemesine, başında saç havlusu ortalığı toplamasına, herşeyine hayrandı ya, kendi kapkaranlık evinden usulca araladığı perdesinden bakarken onun dünyasıyla aydınlatıyordu dünyasını aylardır.

-Oğlum o seni yolda görse saati bile sormaz sana! demişti kendi kendine birgün aynada bakarken.

Evet sormadı aylarca.Yanımdan geçti gitti beni görmeden. Ama ben onu tanıdım.

Bir gece yarısı
Sarhoştu. Kaldırımın kenarında oturmuş boş gözlerle denize bakıyordu. Elinde cüzdanı taksiden inmişti belkide.Yanına yaklaşmıştı, iyi misiniz? demişti. Bir çift sıcacık kahverengi göz kısılarak bakmıştı ona. 'iyi miyim? kim iyi ki? sen iyi misin?'

Afallamıştı. Şimdi zekice birşeyler mi söylemeliydi yoksa sadece kendi gibi mi olmalıydı karar veremedi. Ağzından şu sözler döküldü kendiliğinden 'bir kahve içsek ikimize de iyi gelir'

Kız gülümsedi.
O da elini uzattı.
Öyle sarhoştu ki kız kalkarken elinden tutması yetmedi yolda yürürken koluna yaslanmasına izin verdi.

Beraber biraz ilerideki çay bahçesine yöneldi. Kız 3-5 dakika süren yol boyunca birbiriyle ilgisiz bir sürü cümle kurdu. O söyler söylemez unuttu ama genç adamın zihni açtı onun sözlerine. Kelimelerin her birini kaydetti zihnine. Aylardır gözlerine baksa diye dua ettiği kız onunla konuşuyordu işte.

'Ben' diyordu kız, Ben aslında öyle paramparçayım ki şimdi bu yola atsam kendimi bana bir araba çarpsa hiçbirşey olmaz bana! içimden geçer gider...sen burada hiç oturup martıları izledin mi? benim evmin penceresinden de görünüyor. Tabi eğer yarı beline kadar mutfak camından sarkarsan!

Tökezledi. Başını göğsüne yasladı. Saçlarının kokusu burnuna doldu.  Bir an durdu.

-Nereye gidiyoruz

-Çay bahçesi var hemen şurada

-Evime götür beni.

Evini biliyordu tabi. Fulya apt. 3.kattı. Kendisi de bir yandakı apartmanda oturuyordu. Çınar apt. 3.kat. Ama onunla evine gidemezdi. Bu çok fazla olurdu onun için. Korktu. Ne söyleyecek ne yapacaktı? Onu bırakamazdı gecenin karanlığında bu sarhoş haliyle.

-Evim şurası.

Kolunu bıraktı bir iki adım attı. Sonra yol kenarındaki çimenlere  doğru yalpaladı. Koştu tekrar tuttu.

-Eve götür beni.

Karşıdan karşıya geçtiler. Kız iyice yaslanmıştı ona. Tanımış mıydı onu yoksa rastgele birine mi sığınmıştı, hiç mi korkmuyordu yabancı bir adamla evine gitmeye?

Asansör yoktu binada kız merdivenlerden çıkarken  tüm ağırlığını ona vermişti. 3 katı beraber çıktılar. Kız anahtarını cebinden çıkarttı ona verdi. Kapıyı açmasıyla bir kedi miyavlaması ve karanlıkta parlayan bir çift göz karşıladı onları.

-Sakız hanım bağırma biz geldik! kelimeler iyice yuvarlanmaya başlamıştı. Ne dediğini anlamadığı birşeyler söyledi.

Işığı açmasıyla tüy yumağı bembeyaz kedi ayaklarına dolanmaya başladı. Kız bir adım atıp kendini halının üzerine bıraktı. Sakız hanım yüzünü saçlarına sürtüp uyandırmaya çalışırken genç adam ne yapacağını bilmez halde kalakaldı. İçeri girse miydi? Sakız hanım kapıdan dışarı çıkmaya yeltenince içeri girdi kapıyı kapattı. Önce kızın postallarını çıkarttı. Ne yapacağını bilmez bir halde durdu öylece. Sonra holün hemen ilerisindeki salona gözü ilişti. Hep camdan gördüğü bordo kanepeyi tanıdı üstünde herzamanki gibi çizgili battaniye vardı. Kendi ayakkabılarını çıkrtıp çıkartmama konusunda kararsız kaldı, çıkartmadı. Kızı kanepeye yatırıp gidecekti. Yerde kıpırdamadan yatıyordu öylece. Kahverengi dalgalı saçları yüzünü örtüyordu. Saçlarını kenara çekti. Derin bir uykudaydı kız. Doya doya bakmak istedi ona. Ama herşey bir rüya gibi geliyordu o an. Şimdi romantizmin alemi yok dedi kendi kendine. Kızı belinden kavradığı gibi kaldırdı, salondaki kanepeye yatırdı. Sakız hanım da kanepenin sırtına zıpladı, merakla bakıyordu. Kızın paltosunu çıkartırken gözleri aralandı.

-aptalca içtim, aptalca davrandım, hep aptalca şeyler yapıyorum, aptalca bir aptala aşık oldum.

Bir an durdu. Onu bu hale getiren şey buydu demekki. Keşke duymamış olsaydı. Kızı öylece bırakıp gitmek istedi ama içi elvermedi. Çizgili battaniyeyle üstünü örttü. Bir defa daha baktı yüzüne belki ilk ve son defaydı bu kadar yakından bakabilmek ona. Sonra arkasını döndü tam salondan çıkıyordu ki kızın sesini duydu.

-sen beni gördüğün için mi indin aşağı?

Döndü baktı kıza. Gözleri kapalıydı hala. Bir an sayıkladığını düşünmek istedi. Cevap vermedi.

-cevap versene dedi kız. beni gördün de mi indin aşağıya?

Ya düşündüğü kadar sarhoş değildi yada aslında sadece sayıklıyordu. Kelimeler ağzında yuvarlanıyordu.

-Ben mi?

-Evet kim olacak? Sakız hanım da görmüştür ama o inemez aşağıya.
-Ben.. gerisini getiremedi.

Derin bir nefes aldı kız.
-Kahve yapacaktın sen. dili dönüyordu konuşurken ama sanki bilinci biraz daha yerine gelmişti.

-Kahve mi istiyorsun?
-Kahve istiyorum!


Kendini kızın yörüngesine girmiş zavalli bir gezegen gibi hareket ederken buldu mutfakta. Çekmeceden kaşık aldı, kahveyi şekeri cezveye attı, ocağı yaktı. Kendi evi gibi hareket ediyordu birden gözü mutfak camından dışarı kaydı, kendi kapkaranlık penceresini gördü. Ne kadar yakındı. Kız bunca zaman kafasını kaldırsa onu farkedebilirdi. Ama etmemişti. Kızın aydınlık dünyasından bakınca kendi kapkaranlık dünyası bomboş geldi ona. Morali bozuldu. Alelacele kahveyi pişirdi. Fincana koydu. Salona gecti tekrar. Kız kıpırdamamıştı yerinden. Belkide uyumuştu bile. Usulca başucuna bıraktı fincanı. Sesi duyan kız gözlerini açtı.

-Sen içmiyor musun?
-Yok. Ben gideyim artık.
-Sen karşı evdeki çocuksun

Dondu kaldı. Kız onu tanıyordu. Yoksa onu izlediğinin farkında mıydı aylardır? Yüzü alev alev yanmaya başladı.



































No comments:

Post a Comment