Tuesday, 6 November 2012

Benim Yaşım Kaç? 3.Bölüm

Masadaki sohbete bir türlü aklını veremiyordu.
Liseden 3 arkadaşıyla ayda bir dışarıda yemek yiyorlardı.  Genelde konuşulan konular ; eşler, çocuklar ve işyerindekiler olurdu. İkisi evli biri hiç evlenmemişti. Evli olanlar genelde kocalarından şikayet ediyorlardı. Evden gelen telefonlar yüzünden sürekli masadan kalkıp bakıcılarına yada çocuklarına laf anlatmak zorunda kalıyorlardı. Bu sefer geldikleri restaurantı bekar olan arkadaşı seçmişti. Son derece lüks bir Fransız restaurantıydi. Evli olanlardan birisi telefonu çaldığı diğeri de tuvalete gitmek için masadan kalktıklarında arkadaşı ona döndü ve;

- Nen var senin? dedi.
-Yok bişi , tatlı mı yesem diye düşünüyordum.

Anlatamazdı. 14 yaşından beri herşeyini anlattığı arkadaşına dahi anlatamazdı gencecik bir adama aşık olduğunu. Hem anlatsa da ne değişirdi ki? Ona 'git aşkını doya doya yaşa' dese ne farkederdi. Sokakta yürürken yada diğer insanlara sevgilim diye tanıştırırken hissedeceği o garip duyguyu değiştirmezdi ki.

Eve dönerken bunu düşünüp durdu. Kızı yada ailesi, arkadaşları ile sınırlı kalmıyordu mesele. Her yeni tanıştığı insanda yaşayacaktı bunu. İşyerinde bir yemeğe sevgilisiyle gitse ertesi günün en popüler dedikodu malzemesi olurdu. Yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot gibi insanların kafalarının içlerinde olduğunu varsaydığı önyargıyla savaşacak gücü yoktu. Beraber olduğu adam iyi bir üniversiteden mezun, Avrupa'da doktora yapmış, işinde son derece başarılı, zeki , entellektüel vs. vs olabilirdi. Ama insanların gözünde hep 'kendinden küçük genç sevgili' damgasını yiyecekti.

Yarın buluştuklarında kesin kararlı olduğunu söyleyecekti. Bu yaptıkları çılgınlıktı ve kendi yaşındaki birinin hayatında bu tür çılgınlıklara yer olamazdı. Anahtarını çıkarttı. İçeri girdiğinde yerde bir zarf gördü.



Canım,

Sana son defa canım diyor olabilir miyim?
Nedense bu akşam öyle hissettim. 
Seni ikna edemediğimi biliyorum. Ve bu akşam eve gelirken bana nasıl kararını açıklayacağını düşünüp durdun kara kara. Yarın kızın geliyor. Etkim altında kalmamak için bugün görüşmek istemedin biliyorum. Beni bitmesi gerektiğine ikna etmek isteyeceksin. Ne dersem kulaklarını kapatacak ve sadece düşündüklerini söyleyip gitmemi isteyeceksin.
Bugüne kadar hep sen konuştun ve aslında kararını her buluşmamızda söyledin oysa ki. 
Tekrar aynı şeyleri duymak istemediğim için bu mektubu yazıyorum. 

Benim için de zor olan durumumuzda bu kadar kararlı olabilmemin sebebini anlatacağım sana. Toplum denen 'aynı' ların aynılıklarıyla birbirlerine yapışarak oluşturdukları insan kitlesinin gözümde zerre kadar değeri olmamasını ve ellerindeki 'dışlama' isimli sopayı dilediklerince tepeme tepeme vurmalarından mühim bir zevk almam gerektiğini ailemden öğrendim ben. Herkesin ailesi kurallara ve toplumun zorlamalarına uyum sağlamayı öğretirken biz farklı ve özgür olmanın gücünü keşfediyorduk. Sen de bir annesin. Kızına her atacağı adımda 'insanlar ne der' demeyi mi öğretiyorsun yoksa 'ona göre doğru olan'ı yapmayı mı? Bunu bir düşün. 'Elalem ne der' e belkide hayatının en güzel geçecek günlerini feda ediyorsun.  

kararından vazgeçmesen bile bir kez daha düşünmeni sağlaması dileğiyle...








No comments:

Post a Comment