Tuesday, 27 November 2012

Ayrılık Konu-şması 3


Kapıdan girince yine kendi kendime soruyorum, işte karşında ne hissediyorsun?
Boşluk.
Bu konuşma olsun ve ben özgür kalayım istiyorum. Sırtımdaki kambur oldu bu ilişki. Onu taşıyan hiçbir duygu yok bizim inadımızdan başka. Evet 'biz' diyorum.  Bizim inadımız. Onun da benim kadar inadından devam ettiğine eminim. Artık beni sevdiğine inanmıyorum. Sevildiğimi hissetmiyorum artık. Yaptığımız herşey rutinleşen ilişkimizin bize düşen görevi olarak yapıyoruz. Öpüşmek sevişmek de buna dahil.

Cafe bomboş olduğu için hemen beni görüp yanıma geliyor. Yanağıma minik bir öpücük kondurup 'Naber ?' diyor

İşte bu andan sonrası biraz flu.
Masaya oturur oturmaz garson menüyü getirip bırakıyor. Tam sipariş vermek için elini kaldırmışken 'dur' diyorum.

Kesik kesik görüntüler...
Ne oldu diyor
Ben ayrılmak istiyorum.
Saçmalama nereden çıktı bu şimdi?' Aslına bakarsanız bu soru son derece anlamsızdı ve aslında ilişkimizi tam anlamıyla özetliyordu bu soru.

Ona bakıyorum.
Açıklama yapıyorum. Konuşan ben değilim. Sanki bir avukat tuttum, onu bu ilişkinin yürümediğine iknaya çalışıyor, öyle soğukkanlıyım. Sanki bir ortaklık bitiyor, sanki birini işten çıkartıyorum...

Önce kendimden iğreniyorum. Böyle soğukkanlı böyle duygusuz olduğum için ama aslında zaten artık hiç duygu olmadığı için değil mi tüm bu konuşma?

Sonra ondan iğreniyorum.
Bana bağırdığı, başkası var değil mi diye suçladığı ve sonunda bir zamanlar sevmiş olduğum adam olmaktan çıktığı için.
Ama ona kızmıyorum, o gün ettiği hakaretler için.


Biz beraber büyüdük.
O benim bu ben olmadan önceki halimi sevmişti. Bense onun beni çok seven halini. Sonra biz zıt yönlere yürüdük.


Bir daha o cafeye hiç gitmedim.
Halbuki katiller cinayetten sonra tekrar orayı ziyaret ederler  derler.

Hiç pişman olmadım.
Yalnızlıktan en dibe vurduğum zamanlarda bile...
Bir daha kimsenin beni sevmeyeceğine inandığım zamanlarda bile, hep yalnız olmanın yanlış olmaktan daha doğru olduğunu düşündüm.












No comments:

Post a Comment