Monday, 26 November 2012

Ayrılık Konu-şması 2

Çok çok çok iyi tanıdığınız, değil yüzünü gözünü, vücudundaki benlerin yerini ezbere bildiğiniz birinin ayrılmak istiyorum dediğinizde ne cevap vereceğini geçtim yüzünün nasıl bir ifade alacağını bilememenin karın ağrılarını çekiyorum.

Araba kullanırken birisi önüne kırsa ana avrat düz gider, tuttuğu takım yenilince suskunluğa gömülür, annesi sitem ederse muma döner, bir kadın mesela ben karşısında ağlarsam eli ayağına dolaşır. Ben bu adamın her olaya tepkisini ezbere bilirim. Ama şimdi onu bu cafe köşesinde beklerken, yapacağım konuşmada bir yabancıyla karşı karşıya olacağımı farkediyorum birden.

Birden bire ceketini alıp hiçbirşey söylemeden çekip gider mi yoksa masayı yere devirip bağırmaya mı başlar hiçbir fikrim yok. Gelirgelmez konuşmaya girmeli miyim yoksa biraz muhabbet mi etmeliyiz?
Yanıma gelip beni öpecek- yanaktan, rastgele bir opucuk- karşıma oturacak, sonra? menüye bakacak mı? Bakarsa sipariş vermesini mi beklemeliyim? Bir an bu konuşmayı cafede yapmanın çok da parlak bir fikir gibi gelmemeye başlıyor. Yani sipariş verirken o anda tek derdi söylediği yemeğin içinde kesinlikle maydanoz olmaması olan adama bir dakika sonra 'ben senden ayrılıyorum' diyerek maydanozun demetiyle dişlerine yapışsa veremeyeceği acıyı bir anda yaşatmam adil mi? Ama artık bir gece daha erteleyerek kendime de işkence yapmak istemiyorum.

Sonuçta ikimiz de yetişkiniz. Hatta o benden daha yetişkin. Başıma birşey gelse o beni sakinleştirir mesela. Ben çocuk gibiyimdir. Ani karar veririm. O daha mantıklıdır. Ofiste canimi sikan birşey olsa, onu arar ne yapayım diye sorarım. Bazen evde bir sorun olur hemen onu ararım. Bana kalsa fevri hareket eder saçmalarım, Allah kahretsin yine saçmalıyor muyum ondan ayrılarak? Kendime güvensizliğim hat safhaya çıktı birden. Hemen kızlardan birini arayıp ben yanlış mı yapıyorum demek istiyorum. Tam elime telefonumu alıyorum ki kapıdan o giriveriyor.

Yanlış, kendime bu kadar güvensiz olman kadar birini sırf ona ihtiyacın var diye seviyor gibi yapman da yanlış!

Şimdi diyorum, tekrar içerideki cellatı çağırıyorsun ve tek başına ayakta kalabilmen için karşında duran bu koca çınar ağacını gövdesinden kesmesini istiyorsun ki onu kesince sen iki dalını dik tutmayı başaramayan aciz bir sarmaşık olarak sarılacak yeni bir ağaç yada duvar arayacaksın ama hayır bu defa, hayatının bu döneminde yalnız olmalısın. Belki de çınarın ardından seni de kökünden budamalı belki bu defa yerlerde sürünerek de olsa başka birine dayanmadan büyümeyi öğrenirsin!



No comments:

Post a Comment