Tuesday, 2 October 2012

Yaşlılığım ve Ben

Nasıl geçti seneler?
Dolu dolu mu?
Koşuşturmacayla mı?
Bıkkınlıkla mı?

Yorgun musun?
Kolların, bacakların hep ağrıyor, onlar hep yorgun
Peki ya sen?
Sen yorulmadın mı yaşamaktan?

'Yaşamaktan değil de dilediğim gibi yaşayamamaktan yorgunum' dedi 'yaşlı' gözleriyle.
Sorsan neyi yapamadın? Dilediğim birçok şeyi yaptım aslında. Ama dilediğim, beklediğim kadar mutlu olmayı beceremedim. Ektiklerimden birşey çıkmadı hayat denen bu koca tarlada. Ekmediğim halde çıkanları da ben söküp attım diğerlerine yer kalsın diye.

Hem çok düşündüm hem çok düşüncesiz.
Düşünmekten yoruldum, tembellik yapıp düşünmediklerimden çıkınca çuvalladım hayat sınavında. Anne oldum, kardeş oldum, evlat oldum ama hiçbirinde başarılı olamadım. Olsam yalnız olur muydum yolun sonunda.

'Seni nasıl teselli edebilirim?' dedim, bir cevabı olmayacağından korkarak.
'Ne sen beni teselli edebilirsin, ne ben sana doğru yolu gösterebilirim.' dedi Bakma 80 yılı devirdiğim bu yaşıma. Bedenim yaşlandı ama ruhum aptal bir çocuk hala.
Tek tesellim şu -ki sana da tek tavsiyemdir- dönüp baktığımda arkama şimdi olsa yine aynısını yapardım diyorum, hatasıyla, sevabıyla. Kendime kızdığım konularda bile noktasına kadar aynı yazardım hikayemi. Çünkü onlar 'benim'. Ben kendi hikayemi yazdım. Başarısızlıklarım insan olduğumu anlatır, başarılarım ben gittikten sonra dahi beni hatırlatır.

Düşün bir bakalım dedi, yitirdiğin insanların iyi ve güzel yanları değil mi şimdi sadece aklında kalan?

Evet dedim. Ölünce hatalar siliniyor bu dünyada. Geriye fark yarattıklarımız kalıyor. Belki yaşarken kıymeti bilinmedi diye ah vah ettiğimiz şeyler bizden bu dünyaya kalan...sonsuza kadar.









No comments:

Post a Comment