Wednesday, 17 October 2012

Ama benim yaşım kaç? I. bölüm


Hala gencecik hissediyorum kendimi. Ne yaşımın ağırlığı ne de yorgunluğu var üzerimde. Oysa 45 yaşındayım. Koskoca oldu kızım, boyu boyumu geçti. Ama bazen ona bakıyorum da, ne kadar da olgun, bazen annesine akıl veriyor öyle aklı başında.

Belki oturup ona anlatsam içinde bulunduğum çıkmazı, bana çıkış yolunu söyler bir çırpıda. Anlatsam...anlatabilsem, kızıma yada bir başkasına, en kötü aynadaki yansımama. Anlatamam, kendime bile. Öyle utanıyorum ki , kendimden bile.

Anne olduğum zaman mı başladı bu duygu? Bilmiyorum. Kocam başka bir kadınla beraber olmak için evi terkedip gittiğinde başladı belkide. Kızım ufacıktı. Ona anne de oldum baba da. Çok da gurur duydum kendimle. Eski kocam  yeni karısı ve yeni evladıyla baba ve eş olmaya devam etti. Bense anne ve baba oldum. Hem otorite hem sevgi ve şefkatle yaklaştım kızıma. Kendimi hiç bırakmadım. Hep kızım için 'herşey' olmaya çabaladım, sonra birgün bir baktım cinsiyetsizleşmişim. 30 lu yaşlarında cinsiyetsiz bir kadın. Ne komik değil mi? Oysa bedenim en güzel zamanlarını yaşıyordu. Ruhum onu esir aldı. Sanki kadın olduğumu hatırlarsam iyi bir anne olamayacakmışım gibi geliyordu. Sanki kadınlık ve annelik birlikte yürütülemezdi. Öyle öyle geçti 30 lu yaşlarım. Iyi bir anne ama kadın olmakta başarısız olarak...

Kızım da benim gibi cinsiyetsiz bir anneyle büyürken yaşıtlarına nazaran çok daha olgun ve aklı başında bir kız oldu. Ergenlik döneminde bile beni hiç yormadı. Saçma sapan şeylere merak salmadı. Her sene 'bu sene bir çılgınlık dönemi olabilir' diyerek kendimi hazırladıysam da o hep daha da olgun bir sene geçirdi ve neredeyse bana annelik yapacak kadar aklı başında bir genç kız oldu.

Ve 6 ay önce 15 yaşına basan güzel kızım yaz tatilinde Londra'da bir dil okuluna gitmeye karar verdiğini söyleyince ilk defa ondan ayrı kalmayı göze alarak ona izin verdim.

O gitti ve ben önce yeniden kadın sonra yeniden aşık oldum.

Ne var bunda, ne kadar güzel diyeceksin. Kızına da söylersin o da sevinir senin adına.

İşte sorun tam burda. Ne kızıma söyleyebilirim ne de bir başkasına. Aynadaki aksime bile itiraf edecek gücüm yok. Artık aşk acısı çekmem dediğim 30 lu yaşlarımdaki 'anne' halim kınayarak bakıyor bana. Bu aklı beş karış havada haller sana hiç yakışmıyor diyor. Evet ya hani bir daha aşık olmazdım, hani aşk acısı denen şey gençlere özgüydü. Öyle ayaklarım yerden kesilmiş, mantığım bir yana kalbim bir yana düşmüş halleri çok uzaktı bana? Ne bu halim şimdi. Neyim var benim? Eskilerin deyimiyle azdım mı yoksa? Ama niçin eski kocam, evlenip o yaşında çocuk yaparken  hiç suçlu muamelesi görmedi kimseden? Niçin en önce kendim suçluyorum kendimi? Kimseden çalmadığım, kimsenin mutsuzluğuna sebep olmayan içimdeki bu 'aşk' denen şeyden ötürü niçin böylesine bir suçluluk duyuyorum?

Benden çok daha genç bir adama aşık olduğum için mi?

Bana 'Biz beraber olmasak bu dünyada hiçbirşey değişmeyecek, dünya daha yaşanılası bir yer olmayacak' diyor ve sürekli tekrarlıyor 'Beraber olursak kimse için dünyanın sonu gelmez.' Haklı. Böyle günler geceler boyu uykusuz kalıp sürekli kendimi suçlayacak birşey değil bu. Peki öyleyse ne bu halim? Bana deliler gibi aşık olan bu adama neden kendimi bırakıp içimden geldiği gibi yaşayamıyorum bu aşkı? Yargılarımla ellerimi ayaklarımı bağladığım için mi kıpırdayamıyorum?

Başta benimle ilgileniyor olabileceğine inanamadım. Sonra benimle beraber olmak isteyebileceğine. Ardından beni her an terkedeceğine inandım. Hergün bir ertesi gün bana bir kazık atmasını, bırakıp gitmesini, vazgeçmesini bekleyerek başladım güne. Kendimi biteceğine inandırdım.
Mutsuz olurum diye mi korktum, yoksa mutlu olurum diye mi?
 Ben ilişkimizi zora soktukça o daha da sıkı sıkıya bağlandı.Genç yaşında ama koca bir adam...

 Gencecik bir adam. Genç...benden çok daha genç. O kadar gençki, kaba bir hesapla ben ortaokula başlarken o yeni doğmuştu. Aman tanrım! O yaşta bir bebek verseler kucağıma ve sen birgün bu bebeğe aşık olacaksın deselerdi! Allahım bana yardım et. Bu aşkı da onu da sök al hayatımın içinden. Kimseye anlatamadığım gibi böyle kendi  başıma düşünürken bile mideme kıramplar girmesine sebep oluyor bu aşk, bu durum. Bütün gün ofiste tek başıma kuruyorum kafamda bunları. Taki akşam olup da kapımda, elinde bir demet çiçekle o gencecik adamı görene kadar...










No comments:

Post a Comment