Thursday, 6 September 2012

İnsan bir kere ölür






Bu yazı gerçek manada ölmekle ilgili değil.
Aslında bir anlamda diğer yarım dediğinden ayrılmak, yarı ölüm. Kalan yarının da yaşarken nefes alamaması.

Her ayrılık gibi olmayan bazı ayrılıklar var ya hani...
Kendin olmaktan çıktığın, birkaç ayda toparlayamadığın, hayatın boyunca belki birkaç tane olacak milatlardan biri, ilki...
Hayatın sana attığı en büyük kazık. 
İşte o günü yaşayınca ve tek başına atlatınca, insan bir kere ölür dersin. Karşıma bundan sonra ne çıkarsa çıksın daha fazla üzülemem. Hiçbirşey beni daha fazla yıkamaz. En dibi gördüm, artık korkmuyorum.

O nokta; bir yarını kaybettiğin ama kendini tamamen kazandığın yerdir aslında, bunu çok sonra farkedersin.  Artık ölümsüz olursun. Bağışıklık kazanırsın acıya. İnsan bir kere ölür dersin. Peki ya atlatamazsan?

Ölmene ramak kalmışken birine sarılırsın, en kolay olana, en acısız olana. Ağlamazsın, dibe batmazsın. Ona dayanırsın, yıkılmadım dersin ya , kolayca atlatırsın ya işte o zaman en kötüsü olur, hiç geçmeyecek bir hastalığa yakalanırsın: korkak olursun. Hep ölmekten korkarak, aşktan uzak durarak güvenli kalplere saklanırsın.

Ben ikisini de yaşayanların şahidi oldum.
Dibe vuranlarda ölümü ve küllerinden doğanı, ve sonra yaşadıkları aşkları gördüm. Hep güçlü oldular.
Korkaklarda hayat boyu yarım yaşamayı gördüm. Hep aşka hasret, hep yalancı mutluluklar yaşadılar.


Ağlamaktan, üzülmekten, tek başına olmaktan korkmayanlar bir kere ölür diğerleri ise hiç yaşamaz...
Sen hangisisin?




No comments:

Post a Comment