Saturday, 1 September 2012

Ben sana küsüm İstanbul. Haberin yok.

Bu akşam sevgilimle elele dolaştık Londra sokaklarında.
Hem olimpiyat hem de yaz tatili etkisiyle kalabalıklaşan şehir hala aynı curcunada devam ediyordu. Ramazan ayı boyunca akşamları evde zaman geçirmemizin acısını çıkarttık 2 saatten fazla dolaştık sokaklarda. Havanın gündünze nazaran daha serin olacağını tahmin ediyordum ama lokum gibiydi, hiç üşümedik. Kapalı bir mekana girmek istemedik, öyle tatlı tatlıydı dışarlar. Zaten herkes aynı şeyi düşünmüş olmalı ki pubların, barların, şarapevlerinin kapı önleri tıklım tıklımdı. Kadehini, şişesini kapan dışarı atmıştı kendini.

Yolda yürürken düşünmeden edemedim, biz İstanbul'da kim ne içmiş, ne yemiş, ne giymiş dertleriyle birbirimize düşe duralım güzelim şehir her geçen gün koca koca binalarla dolsun, tek tek manzaralarını kaybetsin Londra aslında hiç de manzaralı bir yer olmayan, o daracık sokaklarını dolup taşırsın. Eski evlerine, sokaklarına, taşına duvarına sahip çıksın, sanatçısını desteklesin, müzikalleri hergece full çeksin biz ise...Kimse eğlenmesin, kimse sanat yapmasın, kimse keyfini çıkarmasın İstanbul'un. Varsa yoksa rant sağlansın sağa sola peşkeş çekilsin iki karış boş yeşil alanlar diye kaybedelim güzelim şehri.


Bazen bahçemizde, parklarda özgürce oynayan çocuklara bakıp düşünüyorum, neden bizim çocuklarımız bu basit şeyden mahrum kalıyorlar? Park dediğin alt tarafı çimen, ağaç...Ne yazıkki var olan üç karış yeşilliğin yerine apartmanlar dikerek cezalandırıyoruz onları. Evlere kapatıyoruz.

Çok küskünüm sana İstanbul çok!


No comments:

Post a Comment