Thursday, 30 August 2012

Yabancı mıyım neyim?





Önümüzdeki hafta Londra'ya yerleşeli 1 yıl olacak.
Geçen sene bu zamanlar eşyalarımızı topluyorduk. Ayrılıklardan hiç hazetmeyen birisi olarak her anında acaba kendimi ne zaman berbat ve pişman hissedeceğim diye yoklama çekiyordum kendime.
Ama beklediğim gibi olmadı.
O kadar heyecanlı, o kadar hevesliydim ki ev toparlanırken hiç hüzünlenmedim.
Evden son çıkışımızı da hayal meyal hatırlıyorum. Dönüp bakmadım bile...
Tabiki aileden, arkadaşlardan ayrılmak o kadar kolay olmadı. Türkiye'ye her gidişimde akıllarından 'neden gidiyorsunki' sorusunu geçirdiklerine eminim.

Neden gitmiştik hakikaten?
Bu soruya bir cevabım, hiç cevabım yada bin cevabım olabiliyor zaman zaman.
Bir insan ülkesini, ailesini, dilini, arkadaşlarını, bildiği herşeyi bırakıp neden gider?
Aptal mıdır? Çok mu akıllıdır? Çok mu cesur yoksa çok mu korkaktır?

Ben çılgın olduğumuzu düşünüyorum. Yapmasaydık hayat boyu pişman olacağımızı ve bunun denememiz gereken birşey olduğuna inanıyorum. Henüz yaptığımız için pişman olmadım.

Kolay değil tabiki. Bana çok kişi soruyor, tavsiye eder misin diye. Birçok arkadaşım da keşke biz de gitsek diyor. Memleket bir rodeo atı gibi sanki sırtından atıyor bazılarını. Ama gitmek isteyip de karar anı geldiğinde o kadar hevesli olmayanlar da var.

Buraya gelmeye karar verdiğimizde, Türklerin birçok Avrupa ülkesinde küçümsendiğini, dışlandığını söylediler bana. Kibarca söylemeye gerek yok, 2.sınıf vatandaş muamelesi gördüklerinden bahsettiler. Türkiye'de yaşayan bir İranlı gibi olacağımı iddia edenler oldu -ki bu arada benim anne tarafım İranlıdır- Herneyse şimdiye kadar hiç kendimi farklı hissetmedim burada. İşe girmek istediğimde dil okulunda beni henüz 1 aydır tanıyan hocam bana referans oldu. Evle ilgili bir sorun olduğunda ev sahibimiz -kendisi 60 yaşında bir adam- koşa koşa geldi yardımımıza koştu. 100 yaşındaki komşularımız her gördüklerinde gülümseyerek 'Helöö' dediler. Yardıma ihtiyaçları olduğunda kapımızı çaldılar. Hepsi İngilizlerdi.  Her fırsatta soğuk olduklarından dem vurulan İngilizler gülümsediğinizde sizi asla ortada bırakmazlar, selam verdiğinizde sizden iki katı coşkuyla karşılık verirler.

Türkiye'de asansörden iyi günler demeden inen, elim doluyken kapıyı tutmayan, asansöre son anda yetişmeye çalışırken beklemeyen, gülümsemeyen selam vermeyen birsürü komşum vardı. Belkide önce kendimize bakmalıyız. Büyük şehirlerde Anadolu misafirperverliği öleli çok oldu.

Belki bu bir yıl içinde çok şanslıydım, bir şekilde karşıma kötü insanlar çıkmadı. Belki yarın öbür gün bu şehirden nefret ettirecek şeyler yaşayacağım. Bilemem, geleceği göremem. Ama bildiğim birşey var, bir şehirde, bir ülkede kendinizi yabancı hissetmenizin, konuşulan lisanla, geldiğiniz memleketle, dış görünüşünüzle uzaktan yakından ilgisi yok. Biz kendi hemşerimizle 100 yıl önce olan bitenin kan davasını devam ettireduralım buralarda insanlara selam verirlerken nereli olduğu, kafasını örtüp örtmediği, dini, dili, ırkı kıstas olmayı bırakalı çok olmuş. Tabiki her yerde ırkçılar var ama benim bahsettiğim insanlar yolda yürürken gördükleriniz, otobüste yanınıza oturan, markette kuyrukta önünüzde duran insanlar...

Yazının başlığındaki sorunun cevabı: ben burada yabancılık hissetmeyen bir yabancı olarak yaşıyorum.









No comments:

Post a Comment