Friday, 10 August 2012

Dost ne kadar acı söyler?





Birkaç yakın kız arkadaşlarımla olduğum bir yemekte laf nereden döndü dolaştıysa arkadaşların birbirlerine doğruyu söylemesi gerektiğinden açıldı. Farkettik ki bu konuda birbirine zıt iki görüş var. Bazılarımız için, ne düşünüyorsa onu söylemek arkadaşlığın başlıca koşuluyken, bazılarımız karşı tarafı iyi hissettirecek şeyi söylemekten yanaydık. Ve her iki taraf da kendisi nasıl davranıyorsa karşısındakinin de öyle davranmasını istiyordu.

Ne yalan söyleyeyim ben ikinci kategoriye daha yatkınım. Yani saç rengini değiştirdi diyelim ve bence çok iğrenç olmuş ama o çok beğendiğini söylüyorsa 'bence çok kötü olmuş' diyecek kadar dobra değilim. Birkaç defa kızıl kendisine hiç yakışmayan bir arkadaşıma nazikçe 'acaba sana kahve tonları daha mı çok yakışır' demişliğim olmuştu yada 'ben eskisini daha çok begeniyordum ama bu da farklı olmuş' demişimdir maksimum.
Bana da belli durumlarda yani kararsızsam yada illa fikir ver demiyorsam falan çok sivri eleştiriler yapılmasına alışkın değilimdir.
Sabah kendimi çok güzel hissederken birisi gelip bana bu etekle bacakların güdük görünmüş demesine 'ah canım çok sağol, birdaha giymem, ne iyi ettin de söyledin'  cevabını verecek olgunlukta da değilim. Hemen yüzüm düşer, günümün kalan kısmında da moralim bozuk gezerim.

Bana hep asli görevim arkadaşımın kendisini iyi hissetmesini sağlamak gibi geliyor. Eğer göreceli durumlar varsa da hep pozitife söylemlere kayarım.

Amaaaa, mesela arkadaşım bana bir konuda 'bence haklı mı haksız mı' onu sordu diyelim Fikrimi biraz yumuşatarak da olsa  direkt söylerim, şurada hatalısın falan gibi ama sadece anlatıyor , deşarj oluyor ve bana ne düşündüğümü sormuyorsa pek karışmam, gibi...

Eğer bir konuda fikrimi gerçekten sorarsa küt küt söylerim gerçekleri suratına.

Her neyse, işin bu kısmında şunu derim bunu diyemem gibi ayırmak kolaydı. Ardından birisi; 'peki kocasının aldattığını bilseniz söyler misiniz?' dedi.

İşte orada gümledim.

Çevremde bu tarz durumları bilmişliğim çok olmuştur ama sevgili yada eş olsun, aldatılanlar arkadaşım olmadıkları için kendimi sorumlu yada taraf hissetmemişimdir. Banane diyip geçmişimdir.

Gerçi bir keresinde aldatıldığını çok iyi bildiğim bir kızla tesadüf eseri tanışmış ona her baktığımda içimden sürekli 'sevgilin seni aldatıyor' diye tekrarlamış, ortamdaki muhabbete bir türlü adapte olamamış, bütün gece o cümle ağzımdan kaçmasın diye tek laf edememiştim. Sonra da söylemediğim için kendimi suçlamıştım deli gibi.

'Eğer aldatılan arkadaşım olsaydı ne yapardım?' sorusuna ise anında net bir cevap veremedim nedense. Tutuldum kaldım. Doğrusu ne biliyorsan söylemektir belkide, ama cesaret ister. Öte yandan söylemezsem de yüzüne bakamam, sürekli kendimi adamın suç ortağı gibi hissederim. Dayanamayıp birden bire gidip adamın ağzına da *ıçabilirim. Hiç belli olmaz yani.

Ama eğer arkadaşıma söyleyeceksem de, onun bunu bilmediğinden ve bilmek istediğinden emin olmak isterim. Tek bir cevabı yok yani benim açımdan.

Tek bildiğim saç renginden aldatılma durumuna kadar hep arkadaşımın yanında olmam gerektiği. Bazen susarak, bazen konuşarak...Sizce?




No comments:

Post a Comment