Sunday, 12 August 2012

Ben 1980 çocuğuyum...



Ben 1980 doğumluyum.
Darbe dönemi.

Doğduğum gece sokağa çıkma yasağı olduğu ve sokaklarda hiç araba yokken babam, tesadüfen ailesiyle beraber akrabasının evinden dönen bir taksicinin önüne atınca kendini, insanlık namına 'bizi' hastaneye yetiştirdiği dönem.
Annemin bebeğe -yani bana- muhallebi yapacak şeker, un bulamadığı, babamın vapurda karşısında oturan bekçinin elindeki pazar filesinde şekerle unu gördüğünde, cebindeki bütün parayı vererek şekerle un satın aldığı dönem.

Biz politikadan canı yanmış, gözü korkmuş bir neslin evlatları olarak dünyaya gelmiştik.

Çoğumuzu politikadan uzak tutarak büyüttüler.

Ben üniversiteyi kazandığımda babam götürdü okula yazılmaya.
İstanbul Üniversitesi, Beyazıt Kampüsü.
O zamanın en olaylı meydanına açılırdı o meşhur, tarihi, kemerli kapısı.
Ben liseden yeni mezun 18 yaşında bir kızım. Ailem korkuyor, ya birileri aklını çeler de bir gruba katılır diye.
Ablam aldı beni karşısına, o tecrübeli.  'Sana bir dergi, broşür verirlerse hiçbirşey söyleme al, sonra da çaktırmadan kenara bırak hemen' dedi.
Öyle yaptım. Yaptık. Ben ve benim gibiler. Korkaklar. Broşürleri aldık ama okuMADIK.
Tüm taraflar bizi  'karşı taraf'lı sanmasınlar diye. Anlamadığımız tarafların çatışmaları, olayları, çığlıkları arasında ben ve benim gibiler kulaklarımızı tıkayarak okula gittik geldik.
Kimi zaman oldu, dersten çıktık, cam kırıklarıydı heryer. Kenarından geçtik.
Kimi zaman oldu, dersleri bastılar, birşeyler okudular. Hocalar sınıfı terketti. Biz dinler gibi yaptık.
Bizi 'ötekiler'den sanmasınlar diye sesimizi çıkartMADIK.
Anlamıyorduk çok şeyi, ama bizi aralarına alırlar diye sorMADIK.
Evet bütün bunları biz yapMADIK.
Hep uzaktan baktık.

Bu yazıda politik hiçbirşey yok o yüzden.
Ben hala aynı kişi olduğum için.
Artık okusam da, sorsam da, hala neden bu çatışmalar anlamadığım, anlamak istemediğim için.

İki kişi var, onlara güveniyorum sadece, artık yoklar gerçi, çok uzun zamandır.
Bir de Allah var yukarıda, ona inancım tam.
O yüzden onlara soruyorum, takıldığım zaman.









No comments:

Post a Comment