Wednesday, 29 August 2012

Bakış Aşısı...





Ben kendimi bildim bileli ruhum hep aynı yaşta. İlkokuldan bu yana hiç değişmedi sanki. Ne büyüdüm ne olgunlaştım.
Sevgilim haklı, 'evde bir çocuk var' diyor benim bazı hareketlerimi görünce. Hep heyecanlı, hep umutlu , hep hayalperestim. Binlerce ders alsam da yine aynı iyi niyet hatalarını tekrarlarım.

Bunlar yüzünden mi yaşlanmıyorum yoksa yaşlanmadığım için mi böyleyim? Bilmiyorum.
Ama mutlu olmak için çok fazla şeye ihtiyaç duymuyorum, marketten aldığım bir buket gül bana yol boyu içimden şarkılar söyletebiliyor.

Gece yastığa başımı koyduğumda ne hayal kursam diye keyifle gerinebiliyorum.
Insanlara iç sıkıntısı veren kapalı havalarda kahveyle aydınlatıyorum günümü, bence güneşli bir günden çok daha keyif verir kapalı bir havada kahve içmek. Hele fonda da Ella Fitzgerald çalarsa değmeyin keyfime. Yada Norah Jones, mesela...

Hayat benim için bu küçük keyiflerle güzelleşiyor. Büyükleri umut ederek bir ömrü heba edenlere, esas güzel olanları göremeyenlere çok acıyorum. Birisi  pahalı taşlarda, havaalı giysilerde çantalarda, lüks evler arabalarda 'parlayan' mutluluğu ararken diğeri onlar olmadan katbe kat mutlu olmanın yolunu çoktan yüreğinde bulmuş etrafına ışık saçıyor.


Sonra oturup konuşuyor kadınlar aralarında, ben reikiye gitttim, yoga yaptım, bilmemne seansı bana iyi geldi.  Saçmalamayın yahu. Sende olmayanı sana hiçbir 'seans' veremez, sende zaten varsa kimse geri alamaz. Tatmin etmek istediğin gardolabın mı yoksa kalbin mi ona karar ver önce...





No comments:

Post a Comment